Bir lider olarak odaya girdiğinizde herkes “susuyor” mu, yoksa herkes “dinliyor” mu? İkisi de sesszilik gibi duruyor evet; ve fakat sizin bu soruya vereceğiniz cevap “varlığınızın” samimiyeti hakkında derin emareler barındırıyor.
İlkine evet diyorsanız tebrikler ve alkışlar bir makamınız var ve bununla bir sessizlik yaratıyorsunuz; ikincisine evet diyorsanız makamınız olmasa da varlığınızla dikkat kazanıyorsunuz…Gerçekten hangisisiniz?
İş dünyasında “Executive Presence” denildiğinde çoğu insanın zihninde Yunan büstü gibi bir görsel canlanıyor; kendinden emin tok bir ses, kusursuz ve cilalı bir görünüm, etkileyici beden dili ve odayı dolduran güçlü bir enerji beliriyor. Oysa liderlik duruşu, iyi kesilmiş bir ceketten, imza bir objeden ya da ezberlenmiş birkaç hitabet tekniğinden çok daha derin ve uzak bir yerde teşekkül ediyor. Esasen insanlar liderin nasıl göründüğünün ötesinde, O’nun yanında kendilerini nasıl hissettiklerini kalplerine kaydediyor. Varlıktaki ve duruştaki asıl ve hatta asil mesele de bu zaten…
Dolayısı ile bu asıl mesele bizi liderlik varlığı ve duruşunun; bir liderin odaya girdiğinde ne kadar yer kapladığı ile pek alakalı olmadığını ama odadaki insanlara ne kadar güven verdiğiyle çok fazla alakalı olduğu gerçeğine götürüyor. Varlık meselesini görünür olmakla karıştırmamak ise konuyu idrakin ilk basamağı haline geliyor.
Görünür Olmak ile Varlık Göstermek Arasındaki Fark
İlk olarak varlık göstermenin alt bileşenlerini anlamak gerekiyor. Örneğin, her gün yaşadığımız üzere bir yönetici toplantıda konuşuyor, verileri biliyor, sorulara cevap veriyor ve gündemi yönetiyor olabilir. Buna rağmen o odada gerçek manada bulunmuyor da olabilir. Zihni vereceği yanıtta, savunacağı pozisyonda ya da başkalarının nazarında nasıl göründüğünde kalabilir…
William Kahn, insanın çalışma rolünde fiziksel, bilişsel ve duygusal olarak ne ölçüde mevcut olduğunu incelerken “psikolojik mevcudiyet” kavramına dikkat çekiyor. İnsan bedenen orada bulunuyor fakat zihinsel ve duygusal olarak rolünden çekiliyorsa buradaki mevcudiyet varlık göstermek için yeterli olmuyor. Executive Presence da tam da bu ayrımda görünür hâle geliyor; varlığı hissedilen bir lider, dikkatiyle, muhakemesiyle ve duygusal kapasitesiyle o âna bütünüyle iştirak ediyor.
Bu nedenle Executive Presence bir performans sanatı veya çok iyi görünme veya çok fazla görünme mevzusularıyla hiçbir ilgisi olmayan bir konu; tam bir mevcudiyet hâli meselesi…
Executive Presence’ın Kodları Değişiyor
Center for Talent Innovation tarafından yaklaşık 4.000 profesyonelle gerçekleştirilen bir araştırmada üst düzey yöneticilerin algısal açıdan Executive Presence’ın bir sonraki terfi için gerekenlerin yüzde 26’sını oluşturduğunu belirtiyor. Aynı araştırma dizisi ise bize executive presense denilen unsurun yüzde 67’sinin “gravitas” olduğunu söylüyor; iletişim yüzde 28, görünüm ise yalnızca yüzde 5 ağırlık taşıyor.
Gravitas kelimesini pek tabi ki “ağırbaşlılık” diyerek söyleyip geçmek kelimenin ağırlığına haksızlık oluyor ve bu çeviri yetersiz kalıyor. Burada sözü edilen mevzu esasen; baskı altında düşünce berraklığını korurken güven ve sükûnet yayabilmek, gerektiğinde karar verebilmek, kararlılık sergileyebilmek, ne bildiğini ve neyi henüz bilmediğini ayırt edebilmek ve bunu dürüstçe ifade edebilmek, itibar ve vizyonuna sadık kalıp sorumluluğun ağırlığını başkasına devretmeden taşıyabilmek… Yani ciddi ve mimiksiz bir yüzle ve tok bir ses tonu ile konuşmanın pek de dolduramayacağı bir kavram olarak olarak gözüküyor.
Güncel araştırmalara baktığımızda ise Executive Presence’ın gravitas tarafındaki kodları da bir hayli değişiyor. Sylvia Ann Hewlett’in 2012 ve 2022 araştırmalarını karşılaştırdığı çalışması; gravitas şemsiyesi altıdaki özgüven ve kararlılığın ehemmiyetini korurken kapsayıcılık, sahicilik, saygı ve “cevap vermek için değil, öğrenmek için dinleme” becerilerinin değerinin yükseldiğini gösteriyor. Yeni liderlik duruşu, kişinin odaya girdiğinde yarattığı etkinin çok daha ötesine geçerek başkalarının o odada kendilerini görülmüş, duyulmuş ve değerli hissedip hissetmediğini de kapsıyor artık ve odadaki farklı sesleri anlamlı bir bütüne dönüştürebilenin varlık gösterdiğine işaret ediyor.
Lider, Kurumun Duygusal Havasına da Liderlik Ediyor
Örgüt psikolojisi açısından baktığımızda liderlik meselesi sadece liderin kişisel özgüveninden ibaret değil; liderin taşıdığı duygunun mütemadiyen çevresine yayıldığını da hesap etmek gerekiyor… Liderlik ve duygulanım araştırmaları, liderlerin sergilediği duyguların çalışanların hislerini, yorumlarını ve davranışlarını etkileyebildiğini gösteriyor. Belirsizlik anında hızla savunmaya geçen bir yönetici, ekibine tehlike sinyali veriyor. Bilmediğini telaffuz edemeyen bir müdür güvensizlik yaratıyor. Her itirazı otoritesine yönelmiş bir tehdit gibi algılayan bir lider, odadaki düşünme kapasitesini daraltıyor.
Gerçek Executive Presence ise liderin hiç olumsuz duygular hissetmemesi veyahut kaygılanmaması değil elbette; kendi duygusunu yönetirken başkalarının duygusuna da alan açabilmesi… Başka bir ifadeyle sahici bir “varlık” peşinde koşan liderlerin, insanlara hazır cevaplar dağıtan bir merciden, insanların düşünmeye ve hissetmeye devam edebilecekleri bir güven zemine inmeleri gerekiyor….
Kaleyi Terk Etmemek
Bana sorarsanız bir kaleci annesi olarak Executive Presence’ı en iyi anlatan imgelerden biri de kesinlikle kalecidir, kaleciliktir.
Bir kaleci oyunun her anında topa dokunmuyor. Bazen uzun süre yalnızca izliyor. Fakat oyun boyunca orada olduğunu herkese hissettiriyor. Sahadaki bütünü görüyor, savunmayı yönlendiriyor, yaklaşan riski okuyor ve kritik an geldiğinde sorumluluğu bizzat üstleniyor. Bir gol yediğinde de kalesini terk etmiyor. Yeniden doğruluyor, sahayı okuyor ve bir sonraki pozisyon için ekip arkadaşları ne der, seyirci nasıl tezahürat eder, yediği golü nasıl yedi vs. diye düşüncelerin içine hapsolmadan andaki “tüm mevcudiyetini koruyarak” yerini alıyor.
Oğlum Çınar’ı hayatın içinde izlerken de düşündüğüm gibi; insan her topu tutamayabiliyor, fakat kendi kalesini nasıl terk etmediği (zihnen, bedenen ve ruhen) ve çizginin neresinde duracağını bir adanmışlık ile hesap etmesi her daim karakterini ele veriyor.
Liderlik duruşu da asla bir kusursuzluk meselesi veya her sorunun cevabına malik olma kutsallığı değil. Liderlik duruşu; hata, kriz, eleştiri ya da başarısızlık vuku bulduğunda psikolojik olarak sahadan çekilmemek demek, dimdik durmak ise duygusuzlaşmak demek değil, sarsılsa da sorumluluk alanında kalabilmek “tüm mevcudiyeti ile” kendi liderlik kalesinde kalabilmek demek.
Executive Presence Nasıl Gelişiyor?
Çok net; Executive Presence, birkaç beden dili tekniğiyle inşa edilmiyor. Liderin sözü ile eylemi arasındaki mesafe azaldıkça, zor anlarda verdiği tepkiler tutarlı hâle geldikçe ve insanlarla kurduğu ilişkinin niteliği derinleştikçe gelişiyor.
Cevabı bilmediğinizde, kararınız sorgulandığında, odadaki güç dengesi değiştiğinde, hata yaptığınızda ve sonuç beklediğiniz gibi olmadığında bu duruş en çok bu anlarda kendini belli ediyor.
Sahne ışıkları üzerinizdeyken nasıl göründüğünüzle ilgilenmiyor liderlik duruşu, oyun aleyhinize döndüğünde kaledeki yerinizi nasıl koruduğunuzla ilgileniyor.
Gerçek Bir Liderlik Duruşu
Liderlik duruşu ve mevcudiyeti, odayı “kendinizle”, “sözünüzle”, “ karizmanızla” “güzelliğinizle” “parmünüzle” ve “imza aksesuarlarınızla” doldurmak değildir. İnsanların sizin varlığınızda daha berrak düşünebildiği, daha cesur konuşabildiği ve belirsizlik karşısında size ve kendilerine güvenerek alanında kalabildiği bir ortam yaratmaktır. Gerçek bir liderlik duruşu “Bana bakın”demez; “Ben buradayım ve birlikte bakabiliriz”i hissettirir.
Peki, sizin kalede durumlar nasıl? Siz çizginin neresinde mevcudiyet gösteriyorsunuz?
Kaynakça
- Dagley, G. R. & Gaskin, C. J. (2014). “Understanding Executive Presence: Perspectives of Business Professionals.” Consulting Psychology Journal: Practice and Research, 66(3), 197–211. DOI bağlantısı
- Hewlett, S. A. (2014). Executive Presence: The Missing Link Between Merit and Success. HarperBusiness.
- Hewlett, S. A. (2024). Executive Presence 2.0: Leadership in an Age of Inclusion. Harper Business.
- Hewlett, S. A. (2024). “The New Rules of Executive Presence.” Harvard Business Review, January–February 2024. Makale
- Kahn, W. A. (1990). “Psychological Conditions of Personal Engagement and Disengagement at Work.” Academy of Management Journal, 33(4), 692–724. DOI bağlantısı
- Van Knippenberg, D. & Van Kleef, G. A. (2016). “Leadership and Affect: Moving the Hearts and Minds of Followers.” Academy of Management Annals, 10(1), 799–840. DOI bağlantısı
